Kitâbü’l-Kesb: İslam İktisadında Helal Kazanç

0
415

Tanıtım: Şeymanur TURGUTALP

Asıl adı ‘Kitabü’l-Kesb el-İktisab fi Rızkı’l-Müstetab’ olan ve İslam iktisadına giriş niteliğinde bulunan bu eser İmam Muhammed tarafından yazılmıştır. Eserin asıl metni mevcut değildir.  Elimizde bulunan kitap Serahsi’nin şerhi dikkate alınarak hazırlanmıştır. Bu nedenle kitabın tercümesinde her ikisinin ismine de yer verilmiştir. Kitabın çevirisi Prof. Dr. Mustafa Baktır tarafından yapılmış ve eser Albaraka Yayınları tarafından basılmıştır. Kitapta İmam Muhammed ve Serahsi’nin hayatlarına, eserlerine ve kitabın tahliline yer verilmiştir. Konular ‘İslam İktisadında Helal Kazanç’ başlığı altında ayrı başlıklarda ele alınmıştır.

Eserde öncelikle iktisabın ne olduğuna değinilmiş ve iktisab, ‘helal olan yollardan mal kazanma’ şeklinde tanımlanmıştır (s.40). Yazar kazancı aramanın hükmünü şu cümleyle ifade etmiştir: “Kazancı aramak ilmi aramanın farz olduğu gibi her Müslümanın üzerine farzdır.” Peygamber efendimizin hayatından, hadislerden ve diğer peygamberlerin mesleklerinden örneklerle kazanç elde etmenin önemine vurgu yapılmıştır.

Yazara göre, farzın yerine getirilmesi için gerekli olan şeyler de farz hükmündedir. İbadetleri eda etmek için gereken şeyler çalışılarak elde edilmektedir. Örneğin, namaz kılmak için elbiseye ihtiyaç vardır ve bu elbise çalışılarak elde edilir. Bu nedenle çalışma da farz olarak değerlendirilmektedir (s.42).

Rızık elde etmek için çalışmak, kazançla meşgul olmak bazı kesimler tarafından haram olarak nitelendirilmiştir. Bunlara göre rızık Allah’tandır. Kul tevekkül edip oturmalı ve hiçbir çalışma yapmadan rızkını beklemelidir. Kitapta, Kur’an ayetlerinden, hadislerden, peygamber ve sahabe hayatlarından verilen örneklerle bu iddia çürütülmüştür. Kullar rızkın Allah’tan geldiğine iman ederler. Rızık noktasında mutmain olan Müslümanlar bu rızka ulaşmak için sebepleri yerine getirmelidirler. Tevekkül etmek, üstüne düşeni yapmadan beklemek şeklinde anlaşılmamalıdır (s.50). Dünya düzenin devam etmesi için kullar üzerlerine düşeni yapmalı yani çalışmalıdırlar (s.55).

Kitapta ihtilaflı konulara yer verilmiş ve yazar bu konulara dair farklı görüşleri de zikrederek kendi fikirlerini dile getirmiştir. İlk olarak kişinin zaruri ihtiyacını temin ettikten sonra çalışmaya devam etmesinin caiz olup olmadığı ele alınmıştır. Zaruri ihtiyaçlarını temin ettikten sonra çalışmaya devam mı edilmesi yoksa ibadetle meşgul olunması mı daha faziletlidir? Bir görüşe göre çalışmanın faydası umumidir. Yani kişi çalışarak etrafındakilere faydalı olur. Fakat ibadetin faydası daha kişiseldir. Yazarın da katıldığı diğer bir görüşe göre ise kişi vaktinin çoğunu rızık temini için geçirmemelidir. Kendi için yeterli olanı elde ettikten sonra ibadetle meşgul olmalıdır. Para herkes tarafından kazanılır fakat ibadet yalnızca mümine hastır (s.56-57).

Üzerinde durulan bir diğer ihtilaflı mesele ise fakirliğin mi yoksa zenginliğin mi daha faziletli olduğu konusudur. Zenginliği daha faziletli gören görüşe göre zenginlik bir nimettir. Fakirlik ise sıkıntıdır. Nimet sıkıntıya tercih edilir (s.58). Peygamberimizin ‘Veren el alan elden üstündür.’ hadisi bulunmaktadır. Kişinin daha çok verebilmesi için ona mal ve zenginlik bahşedilmiş olmalıdır (s.59). Yazarın da tercih ettiği ve fakirliği daha faziletli görenlerin en büyük delili, fakirliğin kişi için daha emniyetli olacağıdır. Çünkü fakir olan kişi zenginliğin sebep olacağı azgınlıklardan muhafaza edilmiştir (s.59). Fakirliğin faziletine dair, örnek hadislere yer verilmiştir. Her ne kadar fakirlik daha faziletli olsa da Peygamberimiz Allah’ı unutturacak ve isyana götürecek fakirlikten Allah’a sığınmıştır (s.61).

Kazancın birtakım mertebeleri olduğu belirtilmiştir. Bu mertebeler şu şekilde sıralanmıştır: Kişinin kendisini ayakta tutacak kadar yani zaruri olan miktarı, borcu olan kişinin borcunu ödemeye yetecek kadar olanı, kişinin bakmakla yükümlü olduğu kişiler varsa onların rızkını temin etmeye yetecek kadar kazanması üzerine farz kılınmıştır (s.65).

Kazanç elde etme yolları dört sınıfa ayrılmıştır. Bunlar: İşçilik, ticaret, ziraat ve sanattır. Cumhura göre bunların birbirine üstünlüğü yoktur hepsi denktir (s.69). Yalnızca ticaret ve ziraatten hangisinin daha faziletli olduğu konusunda ihtilafa düşülmüş olup alimlerin çoğunluğu ziraatin faydası daha genel olduğu için ticaretten daha faziletli olduğunu savunmuşlardır (s.70).

Yazar insanın hayatını devam ettirmesi için dört şeye ihtiyacı olduğunu belirtmiştir. Bunlar; yeme, içme, giyinme ve barınma ihtiyaçlarıdır (s.82). Yemek ve içmenin dengesinin nasıl sağlanması gerektiği üzerinde durulmuştur. Kişinin kendisini ayakta tutacak ve ibadetlerini yerine getirecek kadar yemesinin sevap olduğu belirtilmiştir. Yemenin ölçüsü doyana kadar yemektir. Doyduktan sonra yemek yemenin ise haram olduğu ve cezayı gerektirdiği ifade edilmiştir (s.109). Nefsi terbiye etmek için yemeyi ve içmeyi terk etmenin yanlış olacağı belirtilmiştir. Aç kalan insan ibadetlerini yerine getirmekte zorlanacaktır (s.84). Yazara göre nefsi terbiye etmek için aç kalmak yerine yetecek kadar yemek ve nefsi ibadetlerle terbiye etmek daha faziletli olacaktır (s.94).

Modern iktisat ‘sınırsız ihtiyaçların kıt kaynaklarla karşılanması’ şeklinde tanımlanmaktadır. Yani günümüz iktisadı insanın ihtiyaçlarının sınırsız olduğunu savunmaktadır. İslam iktisadı ise insan ihtiyaçlarını sınırsız olarak ele almaz. İslam iktisadına giriş niteliğinde olan kitabımızda da insan hayatının devamı için gerekli olan   ihtiyaçların bir sınırı olduğu belirtilmiştir. Kişinin ihtiyaçlarını karşılamak için çalışması farzdır. İsraftan kaçınılması ve yetecek kadar olanla idare edilmesinin gerekliliğine birçok yerde vurgu yapılmıştır. Yazara göre kullar için fakirlik daha emniyetlidir. Az ile yetinmenin kul için daha hayırlı olacağına değinilmiştir (s.122). İnsanın nimetlerden yararlanması için ruhsat verilmiştir. Ama kişinin nefsini kırarak az ile yetinmesinin daha faziletli olacağı belirtilmiştir (s.124).

Yazara ait görüşler ve eserin hakim fikri şu cümleyle özetlenmektedir:”…faziletli olan, dünya nimetlerinden insan için zaruri olanla yetinmek, kazandığının bundan fazlasını ise ahiret için göndermektir. Fakat bir kimse helal yoldan kazandıktan sonra, dünyada olan şeylerden istifade etmek istese bunda bir beis yoktur.” (s.123)