Doç. Dr. Salih ÜLEV

Sakarya Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi, İslam İktisadı ve Finans Bölümü, salihulev@sakarya.edu.tr

28 Kasım 2025 Tarihinde Bankacılık Düzenleme Ve Denetleme Kurumu Tarafından “Tasarruf Finansman Şirketlerinin (TFŞ) Likidite Yeterlilik  Oranının Hesaplanmasına İlişkin Tebliğ” Yayımlandı. Tebliğ, tasarruf finansman şirketlerinin nakit girişlerinin nakit çıkışlarını karşılayabilecek şekilde düzenlemeyi amaçlıyor. Bu amaçla, TFŞ’lerin likidite[1] düzeyi için belirli oranları tutturmasını istiyor. Tebliğin yürürlüğe gireceği tarih ise 1 Ocak 2026.

Tebliğde likidite yeterlilik oranı olarak ifade edilen bu oran, şirketlerin nakit girişinin nakit çıkışına bölünmesiyle hesaplanıyor.

BDDK, TFŞ’ler için belirlediği asgari likidite yeterlilik oranını %100 olarak ifade ediyor. Likidite Yeterlilik Oranının haftalık aritmetik ortalaması, %100’den az olamayacak (Madde 4).

Ayrıca BDDK, her bir şirket bazında daha ihtiyatlı oranlar belirlemeye yetkili kılınıyor. Örneğin finansal açıdan daha riskli gördüğü bir şirket için daha yüksek oranlar belirleyebilecek.

Tebliğ, nakit girişi ve nakit çıkışı hesaplamasına dahil edilecek veya hariç tutulacak  varlıkları detaylı olarak açıklıyor.

Nakit girişi olarak değerlendirilecek işlemler neler?

Nakit girişleri; otuz gün içerisinde gerçekleşmesi beklenen, şirket alacaklarının 30 gün içerisinde tahsil edilmesi beklenen asgari anapara, komisyon, temettü ya da kâr paylarını ifade ediyor. Şirketin Kasa ve efektif deposu,  kira sertifikaları (sukuk), katılım esasına uygun yatırım fonları, fiziki altın, Borsada işlem gören altına dayalı darphane sertifikaları, katılım esasına uygun faaliyet gösteren bankalardan alacaklar, müşterilerle yapılan sözleşmeler kapsamında alınacak finansman alacakları, tasarruf girişleri ve organizasyon ücretleri tahsilatları nakit girişi olarak dikkate alınıyor.

Nakit girişi olarak kabul edilmeyecek varlıklar neler?

Tasfiye olunacak alacaklar veya zarar niteliğindeki alacaklar olarak sınıflandırılan veya 30 gün  içerisinde temerrüde düşmesi beklenen alacaklar, nakit girişi olarak dikkate alınmıyor. Ödenmesi doksan günden fazla geciken alacaklar da nakit girişi olarak kabul edilmiyor.

Nakit çıkışı olarak değerlendirilecek işlemler neler?

Vadesine 30 günden fazla süre bulunan ancak şirketin her an veya 30 günden az bir sürede ödeme yükümlülüğü bulunan ve bu sebeple otuz gün içerisinde nakit çıkışı yaratacak yükümlülükler nakit çıkışı hesaplamasına dahil ediliyor.

Müşterilerle yapılan sözleşmeler kapsamında ödenecek tahsisatlar, sözleşmeden cayma sonucunda müşteriye iade edilecek tasarruf tutarları, henüz sözleşmeden cayma talep edilmemiş ancak davranışsal olarak cayma hakkını kullanması beklenen müşterilere iade edilebilecek ilave tasarruf tutarları, sözleşmeden cayma sonucunda müşteriye iade edilecek organizasyon ücretleri, kanuni süresi geçmemiş fakat davranışsal olarak cayma hakkını kullanması beklenen müşterilere iade edilebilecek ilave organizasyon ücretleri, müşteriler dışındaki gerçek/tüzel kişilere yapılacak borç ödemeleri, ortaklara yapılacak temettü ödemeleri, nakit çıkışı olarak değerlendiriliyor.

Burada dikkat çekilmesi gereken bir husus var. Nakit çıkışı olarak değerlendirilecek işlemlerde, “davranışsal olarak cayma hakkını kullanması beklenen müşterilere iade edilebilecek ilave tasarruf tutarları” ibaresi geçiyor. Bu tutarın nasıl hesaplanacağının detaylandırılması gerekiyor. Sektördeki eski şirketler için önceki yıllarda cayma hakkını kullanan müşteri sayıları üzerinden bir hesaplama yapılabilir. Fakat yeni kurulan ve geçmiş yıl verisi olmayan şirketler için bu tutar nasıl hesaplanacak? Bu hususların da detaylandırılması gerekiyor.

Nakit çıkışı olarak değerlendirilmeyen işlemler neler?

İşletme giderleri, personele yapılan ödemeler, amortisman giderleri, şirketin asıl faaliyet konusuyla ilişkilendirilemeyecek vergi, resim, harç ödemeleri likidite yeterlilik oranı hesaplamasında nakit çıkışı olarak dikkate alınmıyor.

BDDK, TFŞ’lerden likidite yeterlilik oranına ilişkin raporlamaları hangi sürelerde yapmaları gerektiğini de düzenliyor. Buna göre TFŞ’ler likidite yeterlilik raporlamalarını, haftalık olarak yapıp BDDK’ya  göndermek zorunda.

Haftalık bazda raporlanacak likidite yeterlilik oranı 6 defa üst üste %200’ün altına düşerse bu durum nedenleriyle birlikte BDDK’ya ivedilikle bildirilmesi gerekiyor. Eğer haftalık bazda raporlanacak likidite yeterlilik oranı, %120’nin altına düşerse, bu durumun nedenlerinin bildirilmesi yetmiyor. BDDK artık bu durum için TFŞ’lerin almayı planladığı önlemleri ivedilikle bildirmesini istiyor.

Likidite yeterlilik oranında oluşan uyumsuzluğun takip eden iki hafta içinde giderilmesi zorunlu tutuluyor. Ayrıca bir takvim yılı içerisinde likidite yeterlilik oranının uyumsuzluk göstereceği maksimum sayı da belirleniyor. Buna göre, TFŞ’lerin likidite yeterlilik oranı 6 defadan fazla uyumsuzluk gösteremeyecek.

Özetle tebliğ, Tasarruf Finansman sektörünün kurumsal sağlamlığı açısından son derece olumlu adımlar atıyor. Tebliğin getirdiği yükümlülükler, belki bazı şirketleri zorlayacak fakat müşterilerin yatırdıkları tasarrufların geri ödenmesi ve tahsisatlarının zamanında gerçekleştirilmesini kolaylaştıracak. Bir başka deyişle; müşterilerin tahsisatlarının geciktirilmemesi ve sistemden çıkma durumunda yatırdıkları tasarrufların daha erken geri alınmasını sağlamak için şirketlerin daha sıkı tedbirler almasını gerektirecek. Tebliğ ile genel bir çerçeve çizilmiş olmakla birlikte, uygulamada şirket içi sorumlulukların ve izlenecek yöntemlerin standartlaştırılması için ilerleyen dönemde daha detaylı bir rehber çalışması yapılacaktır.

TFŞ’lere rağbetin günden güne arttığı bu dönemde, şirketlerin finansal açıdan sıkı bir denetime tâbi tutulması muhtemel müşteri mağduriyetlerinin önüne geçecektir.  Bu tebliği, Tasarruf Finansman Sektörünün daha güvenli, daha şeffaf ve bankacılık standartlarına daha yakın bir yapıya kavuşturma yolunda atılan önemli bir adım olarak değerlendirmek mümkün. Diğer taraftan, TFŞ’lerin faaliyetlerinin fıkha uygunluğunu belgeleyecek/onaylayacak fıkhi danışma kurullarının tesis edilmesi ve şer’i yönetişimle ilgili hususların da düzenlenmesi gerekiyor. Şirketlerin, fıkhi danışma kurulunun verdiği kararlara uyup uymadığını denetleyecek üst bir mekanizmanın tesis edilmesi de faydalı olacaktır. Finansal açıdan müşterileri koruyan düzenlemelerin yanında, bu tür bir şer’i yönetişim alt yapısının tesis edilmesi, tasarruf/finansman işlemlerinin arka planındaki akitlerin/sözleşmelerin şeffaf yürütülmemesinden dolayı sisteme mesafeli yaklaşanların da daha sağlıklı bir değerlendirme yapmasına imkân verecektir.

[1] Likidite, bir varlığın kolayca ve hızlı bir şekilde nakde dönüştürülebilme yeteneğini ifade eder. Likidite yüksekse, varlıklar hızlıca satılabilir. Likidite düşükse, varlıkları nakde çevirmek daha uzun sürebilir ve bu süreçte değer kayıpları yaşanabilir.